Fikir nasıl çıktı?
Market alışverişinde ürünlerin arkasını çevirip içindekiler listesine baktığınızda gerçekten ne okuduğunuzu anlıyor musunuz? Ben çoğu zaman tam olarak anlamıyordum. Özellikle E-kodlar, katkı maddeleri, küçük küçük yazılmış içerikler ve teknik ifadeler bende hep aynı hissi bırakıyordu: bilgi orada ama anlamı tam olarak bende değil.
“Ne Var İçinde?” fikri de tam olarak buradan çıktı. Yeni bir “sağlık uygulaması” yapma motivasyonundan çok, günlük hayatta karşılaştığım çok basit bir problemi çözme isteğinden doğdu. Bir ürünün üzerinde zaten yazan bilgiyi benim için biraz daha anlaşılır hale getiren bir yardımcı yapabilir miydim? Yani etiketi yeniden üretmek değil, etiketi çevirmek.

Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydum?
Çünkü mesele aslında bilgi eksikliği değil, yorumlama yükü. Mevzuat gıda etiketlerinde zaten ciddi miktarda bilgi bulunmasını zorunlu kılıyor: içindekiler listesi ağırlıkça azalan sırayla veriliyor, alerjenler özellikle vurgulanıyor ve hazır ambalajlı gıdalarda beslenme bildirimi zorunlu tutuluyor. Ama bütün bunların etiket üzerinde yazıyor olması, o bilgiyi bir bakışta anlaşılır hale getirmiyor. Türkiye’de 2025’te yayımlanan bir çalışma da tüketicilerin etiketleri kullanma ve anlama becerisini genel olarak orta düzeyde buldu. Yani benim yaşadığım kafa karışıklığı çok da kişisel bir durum değilmiş.
Bir de katkı maddeleri tarafı var. Etikette “E 3xx”, “E 4xx” gibi bir şey gördüğünüzde çoğu zaman ilk his merak değil, hafif bir tedirginlik oluyor. Halbuki resmi kaynaklar E-kodun, izin verilmiş bir katkı maddesinin mevzuattaki tanımı olduğunu; katkı maddelerinin de doğal, mineral ya da sentetik kaynaklı olabileceğini söylüyor. Beni motive eden şey de biraz buydu: korku üretmek yerine, bu dili daha anlaşılır hale getirmek.
Nereden başladım?
Başlangıç noktam oldukça basitti: önce ürünü hızlı bulmak gerekiyordu. Çünkü kullanıcı markette rafın önünde uzun uzun form doldurmak istemez. O yüzden işin ilk adımını barkod tarama ve barkodla arama akışı üzerine kurdum. Uygulama açıldığında kullanıcı ya barkodu kamerayla okutmalıydı ya da isterse numarayı elle yazabilmeliydi.
Oradan sonra aklımdaki ikinci soru şuydu: ürünü bulduk diyelim, kullanıcıya tam olarak ne göstermeliyim? Sadece ham veriyi önüme koymak pek bir şey çözmüyordu. Sorun zaten verinin varlığı değil, anlamıydı. Bu yüzden ürünü sadece listeleyen değil, açıklayan bir yapı kurmak istedim.

Neler yaptım?
Uygulamada önce hızlı tarama ve arama tarafını oluşturdum. Sonra ürün analiz ekranını, kullanıcının tek bakışta daha fazla şey anlayabileceği biçimde kurgulamaya başladım. İçindekiler listesi, alerjenler, katkı maddeleri ve ürünle ilgili temel skorlar tek bir yerde görünmeliydi. Özellikle E-kod tarafında sadece kodu göstermek yetmezdi; o kodun ne olduğunu, ne işe yaradığını ve neden kullanıldığını da anlatan bir sözlük katmanı gerekiyordu.
Burada benim için en önemli kararlardan biri tondu. Uygulamanın “iyi ürün / kötü ürün” diye bağıran bir yapıda olmasını istemedim. Çünkü etiketteki birçok bilgi bağlama göre anlam kazanıyor. Örneğin Nutri-Score benzeri sistemler, resmi kaynaklarda da anlatıldığı gibi, mutlak sağlık kararı vermekten çok benzer ürünleri karşılaştırmayı kolaylaştıran göreli araçlar. Ben de bu yüzden uygulamayı hüküm veren değil, yardımcı olan bir çerçevede tutmaya çalıştım.
Bir diğer önemli kısım kişiselleştirme oldu. Çünkü aynı etiket herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Bir kullanıcı için gluten kritik olabilir, başka biri için süt, başka biri için tatlandırıcılar ya da şeker. Bu yüzden kişiselleştirilmiş alerjen ve takip listesi ekledim. Böylece uygulama yalnızca ürünün içinde ne olduğunu göstermekle kalmıyor, kullanıcının özellikle dikkat ettiği şeyleri de öne çıkarabiliyor.
Gizlilik tarafını da özellikle hafif tutmak istedim. Böyle küçük bir uygulamanın, kullanıcıyı daha ilk anda üyelik ekranlarıyla yormasını istemedim. Bu yüzden mümkün olduğunca sade, yerel kullanım mantığına yakın ve uygulamanın asıl işini unutturmayan bir yapı kurmaya çalıştım. Benim için mesele “veri toplamak” değil, markette karar anını kolaylaştırmaktı.

En zor kısım neydi?
En zor kısım aslında arayüzden çok verinin kendisiydi. Barkodu okutmak işin görünen tarafı; asıl mesele o barkodun arkasındaki bilginin ne kadar dolu, ne kadar güncel, ne kadar tutarlı olduğu. Açık gıda verisi tarafı çok güçlü bir başlangıç noktası sağlıyor; ürün, içerik, katkı maddesi, alerjen ve skor gibi birçok alanı bir araya getirebiliyorsunuz. Ama aynı zamanda bu verinin önemli bir bölümü kullanıcı katkılarıyla oluştuğu için her zaman eksiksiz ya da kusursuz olmasını bekleyemiyorsunuz. O yüzden zamanla şunu daha net gördüm: bu uygulamanın en doğru rolü “son sözü söyleyen otorite” olmak değil, etiketi anlamayı kolaylaştıran dürüst bir yardımcı olmak.
Bu da aslında projeye daha çok yakıştı. Çünkü ben en başta da markette tek tuşla tüm gerçeği açıklayan bir sistem yapmak istemiyordum. Sadece, zaten önümde duran ama fazla teknik kalan bilgiyi daha okunabilir hale getirmek istiyordum.
Sonuç
“Ne Var İçinde?” benim için küçük ama çok gerçek bir problemden doğan bir proje oldu. Bir ürünün arkasını çevirince gördüğüm o karmaşık listeyi, biraz daha anlaşılır, biraz daha kişisel ve biraz daha kullanışlı hale getirmeye çalıştım.
Belki en sevdiğim tarafı da bu oldu: büyük iddialarla yola çıkan bir fikir değil, günlük hayatta gerçekten ihtiyaç duyduğum küçük bir yardımcı olması. Hâlâ gelişebilir, hâlâ üzerine yeni şeyler eklenebilir; ama bugünkü haliyle bile bana şu soruyu sorduruyor: Marketten bir şey alırken gerçekten ne aldığımızı anlamayı biraz olsun kolaylaştırabiliyorsak, bu bile başlı başına değerli bir şey değil mi?
